Harun Göksel

Harun Göksel

Mail: [email protected]

Bayrak İnmez, Tarım Bitmez! Üreten Ama Yiyemeden Satan Türkiye!

Bayrak İnmez, Tarım Bitmez! Üreten Ama Yiyemeden Satan Türkiye!

Bu yıl da Çiftçi Bayramı’nı külliyede kutladık. Yine devasa bütçeler, milyar dolarlık paketler ve parlak gelecek projeleri vardı. Genel rakamlar büyüyor, başarı yükseliyor. Ancak şu can yakıcı soru salonun ortasında öylece duruyor:

Bu kadar ihracat yapılan, rekorlar kıran bu toprakta, neden üretenin değil de sadece küçük bir elit grubun cebi şişiyor? İç ve dış borçların faizini daha ne kadar tarımcının sırtından ödeyeceğiz?

Kendi halkımızın yeterince tüketemediğini ihraç etmek uğruna toprağımızı fakirleştiriyor, suyumuzu kurutuyor, emeğimizi çaldırıyoruz. Soruyorum: Biz bu üretimi kimin için yapıyoruz? Binlerce kilometre öteden gelen ithal muz markette 120 ₺’ye satılırken, bu ülkenin toprağından çıkan yerli domatesin 145 ₺ olmasını hangi akıl, hangi ekonomi modeli açıklayabiliriz?

Kırsalın Çöküşü ve Yaşlanan Topraklar

Gelin, acı bir kıyas yapalım:

1995 yılında: Kişi başı millî gelir 2.900 dolar iken, kırsalda bu rakam 1.070 dolardı. Yani neredeyse yarısı.

Bugün: Ülke genelinde kişi başı gelir kâğıt üstünde 18.040 dolara dayanmışken, kırsal neden hâlâ 5.000 dolar barajını aşamıyor?

Çiftçinin yaş ortalaması 60’a merdiven dayamış. Gençler topraktan kaçıyor, çünkü geleceğini orada göremiyor. Tarım kültürünü yok ettikten sonra hangi sürdürülebilirlikten bahsedeceğiz? Bir grup örnek genç girişimci hikayesiyle bu devasa yapısal krizin üstünü örtebilir miyiz?

Tarım Bitmiyor, Tarımcı Bitiyor!

Evet; sermayesi olan, holdingleşen şirketler üretmeye, devasa rekoltelerle ihracatı sırtlamaya devam ediyor. Anadolu’da neredeyse ekilmedik arazi kalmadı. Yani gerçek şu: Tarım bitmiyor, bitmez de! Üretim de durmuyor. Ama asıl sormamız gereken soru şu: Tarım değil de tarımcı mı bitiyor? Küçük çiftçi mi tasfiye ediliyor?

Sermayesini kaybetmiş, kredi faizlerine boğulmuş, trilyonlarca liralık borç yükünün altında ezilen küçük üretici, bölüşümdeki adaletsizliğin neden hep ilk kurbanı oluyor? Burdur DSYB Başkanı Kamil Özcan’ın şu tespiti tarihe geçecek niteliktedir:

"Eskiden bir köyde 100 kişiden toplanan 100 kg süt, bugün aynı köyde, aynı miktarı sadece 3 kişiden toplanıyor."

Peki, o sistemin dışına itilen kalan 97 kişi şimdi nerede, ne iş yapıyor, düşündünüz mü?

Çözüm Sadece Tarım Bakanlığı'nda Değil

Yapılan yatırımlar, açıklanan hibeler elbette değerli. Ancak sonuçları doğru analiz etmek zorundayız. Kırsalın sorunu sadece Tarım ve Orman Bakanlığı’nın altından kalkabileceği bir yük değildir. Bu bir memleket meselesidir! Ticaret, Hazine ve Maliye, Sanayi, Millî Eğitim ve Sağlık bakanlıklarının da artık taşın altına net bir şekilde elini koyması gerekmiyor mu?

Bugün artık sadece köyleri değil, nüfusu 2-3 binlere kadar gerilemiş, hayalet şehre dönmek üzere olan ilçeleri kurtarmamız gerekiyor. Konya’nın 31 ilçelik haritasına bir bakın, ne demek istediğimi anlarsınız. "Gençleri köye döndürelim" nutukları atanlara, Bakan Bey’in o meşhur çıkışıyla sormak lazım: "Önce sizin çocuktan başlayalım; doktor, avukat değil de çiftçi olsun, var mısınız?" Bakalım ne cevap verecekler?

Son Söz

Tarımsal büyüme rakamları kadar, çiftçinin bu büyümeden aldığı pay da hayati önemdedir. Bizim, sadece yağmurla gelen tesadüfi bereketlere değil; en zor zamanda bile ürettiğinden geçim hakkını kazanan bir çiftçiye ve toprağı devralacak güvende hisseden çocuklara ihtiyacımız var.

Aksi takdirde, kendi yetiştirdiğini tadamayan, üreten ama tüketemeyen mahzun bir toplum olmaktan öteye gidemeyiz.

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar