Harun Göksel

Harun Göksel

Mail: [email protected]

Tarımda Geleceği Savunmak

Tarımda Geleceği Savunmak

Tarım eğitiminin 180. yılındayız. Biz de istedik ki bu özel yılda, tarımın her branşında eğitim gören üniversite öğrencileriyle bir araya gelelim. Onları dinleyelim; tarımdan hayvancılığa, gıda teknolojisinden ormancılığa kadar sektörün sorunlarını ve bizzat gençlerin ürettiği çözüm yollarını ekranlarımız vasıtasıyla halkımızla paylaşalım. İşte "Tarımda Geleceği Savunmak" programı, tam olarak bu amaçla doğdu.

Yazımıza şöyle başlayalım: Savunma sanayisi stratejiktir, enerji stratejiktir, ülke ekonomisine her yıl milyarlarca dolar girdi sağlayan turizm elbette stratejiktir! Ancak unutmayalım ki tüm bu sektörler, merkezinde "insan" olan ve insana bağımlı kaynaklar üzerinden yürüyen alanlardır. Peki; tarım ve dolayısıyla gıda, tüm bu sektörlerin sadece "midesinde" mi yer alıyor? Kalbinde yer almıyor mu?

Bana göre bu kalbin en hayati damarlarından biri; tarımsal eğitim ve bu eğitimin öznesi olan öğrencilerdir. Bu gençler; yarının mühendisleri, yarının il-ilçe müdürleri, belki de karar verici noktalardaki tarım bakanları olacak. Ama daha da önemlisi; toprağımızın askeri, üretimin asıl sahibi ve milletini besleyen çiftçilerimiz olacaklar!

Karar vericiler olarak; işin bilimsel tarafını yüklenen, teknolojik gelişmeleri takip eden ve dünya ile aynı anda bu yenilikleri kendi topraklarımızda uygulayacak olan bu gençlerin hayallerini gerçekleştirmek sadece sözle olmamalı, değil mi? "Mezun olduğumda sadece %1’lik kontenjanı olan kamuya atanmayı değil, üretimde girişimci olmayı hedefliyorum" diyen bir genci bu sürece hazırlamazsanız, ya da bu hedefi veremezseniz tarımda geleceği nasıl savunabilirsiniz?

Sorun sadece zamanında köylerde, kasabalarda açılan; toprakla, hayvanla, pullukla iç içe olan Tarım Liselerinin MEB’e devredilerek içinin boşaltılması mı? Yoksa bu yaraya merhem olmak yerine "daha yüksek öğretim sağlayacağız" diyerek 48 tane ziraat fakültesi açmak mı?

Gençlerimize inanmamız gerekiyor!

Program öncesi ve sonrası çok kıymetli sohbetlerimiz oldu. Gençlerden çok can alıcı sorular geldi. Mezuniyet sonrası omuzlarına binecek yükün ağırlığıyla kimi zaman ümitsiz görünseler de hayatın gerçeklerinin son derece farkındaydılar. İstedikleri aslında çok basit: Mezun olduktan sonra kendi ülkelerinde, mesleklerine uygun ve insanca yaşayacakları bir konum bulabilmek!

Zaman zaman bu stratejik bölümlere "negatif puanlarla" girilmesini eleştiriyordum. Ancak okuyanın okumayana göre daha şanslı görüldüğü bir ülkede bu durum normal değil mi? Üstelik doğal şartların getirdiği zorlukları TBMM kürsüsünde; "Don ve kuraklık gibi sebeplerle tarım eksi %12,7 büyüdü" cümlesiyle özetliyorsak, üniversiteye giriş puanlarını tartışmak biraz sığ kalmıyor mu?

Her insanın kendine has yetenekleri vardır. Bunu kabul etmek; o çocukları küçük yaştan itibaren "tam bağımsız bireyler" olarak yetiştirmeyi gerektirir. 20 yaşına gelmiş bir gençte gördüğümüz her eksiklik, aslında bir önceki neslin ve yöneticilerin karnesidir. Cem hocamızın “Tarla günlerine katılan kimler var” sorusuna olumlu tek cevap alamamak, öğrencilerin mi, sistemin hatası mı?

Teşekkürler...

Tarımda Geleceği Savunmak programı için kapılarını bize açan başta AÜ Rektörü Prof. Dr. Necdet Ünüvar ve Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hasan Hüseyin Atar’a; sunumlarıyla ufkumuzu açan Prof. Dr. Cem Özkan, Prof. Dr. Ayten Namlı, Prof. Dr. Ahmet Çolak, Prof. Dr. Nevzat Konar ve OGM’den Dr. Tuncay Porsuk’a şükranlarımı sunuyorum. Ayrıca katılımlarıyla bizleri onurlandıran kıymetli hocalarımıza, STK başkanlarımıza ve gazeteci dostlarımıza teşekkür ediyorum.

Tabii en büyük teşekkürü; bizi yalnız bırakmayan, tarımın geleceğine sahip çıkmaya çalışan “Toprağın Hekimleri” ziraat fakültesi öğrencilerimize borçluyuz.

Üniversite okusun ya da okumasın; ekranlarda bir grup gencin değil, tüm gençlerimizin elinden tutarak her alanda olduğu gibi tarımda da geleceği savunmak bizim elimizde. Unutmayalım: Gelecek, ancak gençlerle savunulur.

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar