
Türkiye, uzun zamandır adı konulmamış bir “mutfak yangını” yaşıyor. Tarlada bedavaya yakın fiyata satılan ürün, şehirde fahiş rakamlara ulaşıyor. Peki, aradaki bu devasa uçurumun sorumlusu kim? Bu sorunun cevabını daha sonraki yazımızda arayacağız.
Bugün asıl sorulması gereken soru şu: Fahiş fiyatların hesabını kim soracak?
Normal şartlarda Tarım ve Orman Bakanlığı; üretimden, kaliteden ve taklit-tağşişten sorumludur. Ticaret Bakanlığı ise ürünün tezgâha, rafa düştüğü andaki fiyat etiketinden sorumludur.
Peki, denetimler sizce yeterli mi?
Ticaret Bakanlığı, 2025 yılında 79 bine yakın firmayı denetlemiş, 295 milyon TL’ye yakın ceza kesmiştir. Rakamlar büyük görünse de milyarlarca liralık ciro yapan dev market zincirleri ve gros mağazalar için 295 milyon TL’lik toplam ceza, ertesi gün sadece bir üründe 3 kuruşluk artış hükmünde değil midir?
Öte yandan Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesindeki Gıda Kontrol Genel Müdürlüğü ise 2025 yılı raporlarına göre; 81 ilde 8.113 uzman denetçi ile 1,36 milyon resmi gıda denetimi yapmıştır. Toplamda 2,65 milyar TL idari para cezası kesilmiş, aynı zamanda ceza ile uslanmayan 575 işletme hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunulmuştur. Son yıllarda firmaların kamuoyuna açıklanması da artık uygulanmaktadır. Bu durum, denetimdeki “diş gösterme” farkını net bir şekilde ortaya koymuyor mu?
Denetim mi, Dostlar Alışverişte Görsün mü?
Bugün 81 il ve ilçede, sadece ceza kesen değil, piyasayı regüle edebilecek kadar aktif ve geniş yetkili bir teşkilat yapısına ihtiyaç yok mu? Üç-beş harfli market zincirlerinden dev gros marketlere kadar her köşe başını tutan bu yapılar karşısında, Ticaret Bakanlığı’nın mevcut personel gücü ve kurallarıyla “fahiş fiyat” hesabı sormasını beklemek ne kadar gerçekçi? Sonuç piyasada zaten belli değil mi?
Gıda enflasyonunun düşmesi için uğraşıda samimiyet var mı?
Pandemi dönemini hatırlayın; maske ve kolonya fiyatları fırladığında, geç de olsa devlet refleks göstermiş ve fırsatçılara göz açtırmamıştı. Bugün her üründe yaşadığımız fahiş fiyat artışlarına karşı aynı kararlılığı görebiliyor muyuz?
Alım gücündeki erimeyi sadece “düşük maaşlarla” açıklayabilir miyiz? Düne kadar yurt dışından gelip ülkemizde araba bagajları doldurulurken, son 3-4 yılda yaşamın bu denli pahalılaşmasında sadece maliyetler mi suçlu? Piyasada genel bir enflasyon varken, gıdada bunun kat kat fazlasını yaşıyorsak, burada bir fırsatçılık ve engellenemiyorsa da bir denetim zafiyeti olduğu sonucu çıkmaz mı?
Sonuçta üretici mağdur, tüketici perişan. Bu arada servetine servet katanlar kimler? Nasreddin Hoca’nın dediği gibi, vicdanlarını rafa kaldıran hırsızın hiç mi suçu yok?
Halkın ekmeğiyle oynayanlara karşı denetimlerin, 81 il ve ilçede sahada, caydırıcı şekilde yapılmasını sağlayacak bir teşkilata verilmesi tercih değil, bir mecburiyettir. Tabii bu konuda en başta “samimi” olmak şartıyla.


























Yorum Yazın