
Bu hafta rotamız Samsun’du. Bereketli toprakları, bugünlerde sadece geleneksel tarımın merkezi değil, aynı zamanda Türkiye’nin stratejik sanayi üslerinden biri olmaya aday. Tarım Reformu Genel Müdürlüğünün projelerinden biri olan Bafra Sera Organize Tarım Bölgesi’nde (OTB) gerçekleştirdiğimiz son temaslar, bir zamanlar “boş arazi” olarak görülen alanların, kurulan devasa seralarla nasıl büyük bir yatırıma dönüştüğünü kanıtlar nitelikteydi. Samsun Valisi ve OTB Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Orhan Tavlı ile projenin dününe şahitlik etmiştik; OTB Bölge Müdürü Hamit Bozer ile ise iki yıl gibi kısa bir sürede gelinen noktada “bugünü ve geleceği” konuştuk. Masadaki en dikkat çekici başlık ise tartışmasız şekilde kenevirdi.
31 Ocak 2025 tarihinde tıbbi kenevir ekimine verilen yeşil ışık, uygulamaya geçtiğinde Bafra OTB ya da diğer OTB projeleri için sıradan bir ürün rotasyonundan çok daha fazlasını ifade edecek. Bu adım, yüksek teknolojili sağlık yatırımlarının kapısını aralayacak. “Yeşil altın” olarak nitelendirilen kenevir, yüksek yatırım maliyetlerine rağmen sunduğu büyük potansiyelle dikkat çekiyor. Yaklaşık 3 dekarlık alan için 100 milyon TL civarında maliyetle kurulacağı hesaplanan teknolojik seraların, sağladığı yüksek katma değer sayesinde ikinci yıldan itibaren kendini amorti edebilmesi, modern tarım dünyasında eşine az rastlanır bir finansal başarı hikâyesi olarak öne çıkıyor. Zaten temel hedefimiz de tarım ürünlerimize katma değer kazandırmak değil mi?

Kenevirin ekonomik değerinin ötesinde, insani ve stratejik boyutu da hayati önem taşıyor. Özellikle kanser hastalarının tedavi süreçlerinde kullanılan kritik ilaçların ana hammaddelerinden biri olan bu bitki, Bafra’yı Türkiye’de sağlık sektöründe dışa bağımlılığı azaltabilecek stratejik bir üretim merkezi hâline getiriyor. Üstelik Organize Tarım Bölgesi’nin sunduğu yüksek güvenlikli ve denetimli ekosistem, keneviri bir risk unsuru olmaktan çıkararak dünya standartlarında sertifikalı bir ihraç ürününe dönüştürüyor.
Tarım Reformu Genel Müdürlüğünün Bafra OTB projesinin bugün ulaştığı nokta, rakamların ötesinde bir vizyonun eseri. 800 bin metrekarelik devasa üretim alanında topraksız tarım teknolojisiyle domates, çilek ve marul üretiminde çıta zaten üst seviyeye taşınmıştı. Şimdi ise bu üretim portföyü; fide ve kesme gül yetiştiriciliğiyle daha da zenginleşiyor. 2025 itibarıyla fiilen üretime geçen bölgede 17 firmaya tahsis yapılmış olması ve büyük işletmelerin üretime başlaması, projenin başarısını gözler önüne seriyor.
Ancak bu başarı hikâyesinde yatırımcılar için hâlâ açık bir kapı bulunuyor. Toplam alandan geriye kalan son 102 bin metrekarelik bölüm, bölge ekonomisinin kaderini şekillendirecek bu büyük dönüşümde yer almak isteyenler için önemli bir fırsat niteliği taşıyor. Bafra, geleneksel tarımın ötesine geçerek “tarımsal sanayi”nin kalbi olma yolunda ilerlerken, burada ekilmesi planlanan her kenevir tohumu Türkiye’nin ilaç sanayisinde ve ihracatında yeni bir sayfa açabilir.
Görünen o ki güvenli üretim ile yüksek katma değerin buluştuğu bu topraklarda tren henüz kaçmış değil. Ancak acele etmekte fayda var; çünkü gelecek, Tarım Reformu Genel Müdürlüğünün hayata geçirdiği Bafra OTB benzeri projelerde ve “akıllı tarım” yatırımlarında şekilleniyor.



























Yorum Yazın