
Kastamonu’nun o serin, reçine kokulu havasını ciğerlerime çekerken zihnimde tek bir cümle yankılanıyor: "Burası ormanın başkenti; ama bu başkentte taht yok, emek var. Ormancılık Haftası kapsamında üniversiteli gençlerle gerçekleştirdiğimiz “Tarımda Geleceği Savunmak” program serisi vesilesiyle Türkiye’nin yeşil kalbi Kastamonu’daydık.
Gördük ki; Kastamonu sadece bir coğrafya değil, dünya çapında projelerin mutfağı olan devasa bir okul. Programda kimler yoktu ki? Bir uçta bilimin ışığını taşıyan akademisyenler ve pırıl pırıl öğrenciler, diğer uçta toprağın asıl sahibi çiftçiler ve yerel demokrasinin bel kemiği muhtarlar... Ve tabii ki devletin çözüm iradesini temsil eden Bakanlık yetkilileri. Alanında uzmanlar ve OGM’nin cefakâr personeliyle, orman dediğimiz o heybetli organizmanın perde arkasını konuştuk. Çok verimli bir program olduğuna inanıyorum.
Bilim Sahada, Saha Bilimde
Şehrin en güçlü paydaşlarından Kastamonu Üniversitesi ve Ormancılık Fakültesi, bugün Türkiye’nin sayılı "ihtisas üniversitesi". Fakülte Dekanı Prof. Dr. Mahmut Gür ve ekibiyle yaptığımız görüşmelerde şunu anladım: Burada mesele sadece kereste değil. "Odun dışı orman ürünleri" denilen o muazzam ekosistemle aslında geleceğin ekonomisi inşa ediliyor.
Bu başarının arkasında ise kusursuz bir kolektif ruh var. Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ömer Küçük’ün vizyonu ile Bölge Müdürü Hakan Yaslıkaya’nın saha tecrübesi birleşince; akademisyeninden çiftçisine, muhtarından Bakanlık yetkilisine kadar herkesin aynı amaçla oturduğu o "çok sesli gelecek masasında" "Tarımda Geleceği Savunmak" idealinin en somut örneği çıkmış.
Rakamlar Umut Veriyor, Hassasiyet Koruyor
FAO’nun 2025 verileri gurur verici: Türkiye, orman varlığını en çok artıran ülkeler sıralamasında dünyada 4. sıraya yükseldi. Yıllık 118 bin hektar yeni yeşil alan... 2026 hedefi ise 600 milyon fidanı toprakla buluşturmak. Gökyüzünde İHA’lar, yerde dünyanın en ileri teknolojik altyapısı...
Ancak teknoloji kadar hayati olan bir şey daha var: Toplumsal hafızamızdaki o haklı endişe. Yanan alanların kaderi... Şunu bir kez daha not düşelim: Küle dönen her karış toprak, üzerine beton dökülecek bir "arsa" değil, küllerinden doğması gereken bir "vatan toprağıdır". Yanan yerlerin yapılaşmaya değil, sadece ve sadece ormana devredilmesi, zaten hukuken zorunlu ancak unutmayalım ki, aynı zamanda gelecek nesillere olan namus borcumuzdur.
Fakat biz ormanı genelde sadece yangınlar ya da kesim tartışmalarıyla konuşuyoruz. Oysa o yeşil örtünün altında sessiz ve derin bir direnç hikayesi yatıyor.
Ormancı Temiz Hava Alır Yanılgısı
Dışarıdan bakan için "oksijen deposu" olan o dağlar, personel için amansız bir parkur. Bir yanda kavurucu güneş, birkaç yüz metre yukarıda keskin bir ayaz... Bizim "huzur" dediğimiz yamaçlar, onlar için her gün kat edilen zorlu bir hayat kavgası. Ve bu kavga, ancak ormanın gerçek koruyucusu olan köylünün refahıyla sürdürülebilir hale geliyor.
Köylü Gülerse Orman Güler
İşte burada devreye ORKÖY giriyor. "Doğduğu yerde doysun" düsturuyla; güneş panelinden hayvancılık kredilerine kadar sahada muazzam bir hizmet ağı örülmüş.
- 2025 yılında dağıtılan 2,5 milyar TL kredi,
- 2026 için hedeflenen 3,2 milyar TL bütçe...
Bunlar sadece istatistik değil; Kastamonu’nun en sarp köyünde, damındaki güneş paneli sayesinde şehre muhtaç kalmadan yaşayan köylünün yüzündeki tebessümdür. Çok net: Köylü ormanda huzurluysa, orman da güvendedir.






























Yorum Yazın