
Geçen hafta Karadeniz’de ziyaretlerde bulunduk. Samsun’dan Trabzon’a, Rize’ye kadar bölgede önemli sorunları gördüm. Birkaç yazıyla paylaşmak istiyorum. En önemli gördüğüm sorunla başlayalım.
Karadeniz’de fındık bahçelerinde, evlerin saçaklarında ve yeşilin her tonunda sessiz ama yıkıcı bir savaş yaşanıyor. Düşman ne bir ordu ne de gözle görülür bir büyük afet; düşman kahverengi kokarca.
Trabzon başta olmak üzere tüm bölge alarmda. Rakamlar durumun vahametini çok net özetliyor: Trabzon Tarım ve Orman İl Müdürlüğü vasıtasıyla 25 bin eve ilaç dağıtılmış. 2026 yılı itibarıyla sahaya sürülen feromon tuzaklarının sayısı da 40 bini aşmış durumda. Artık teknoloji de devrede; kurulan takip programları sayesinde istasyonların koordinatlarına gitmeden uzaktan dijital izleme yapılıyor ve kimyasal ilaçlama bu verilere göre nokta atışı gerçekleştiriliyor.
TAGEM (Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü), bu istilaya karşı biyolojik bir silah olan samurayarılarını yaklaşık 10 yıldır laboratuvarlarda hızla çoğaltıp sahaya salıyor.
Ancak acı bir gerçek var ki ne teknoloji ne de laboratuvardaki arılar bu savaşı tek başına kazanabilir.
"Pandemi" Tarzı Bir Seferberlik Şart!
Bu mesele sadece tarım il müdürlüklerinin ya da fındık üreticisinin sırtına yüklenebilecek bir "ziraiproblem" olmaktan çoktan çıktı. Kahverengi kokarca, evlerimizin içine kadar giren, yaşam alanlarımızı tehdit eden bir halk sağlığı ve yaşam kalitesi sorunudur. Bu yüzden Sağlık Bakanlığı’nın acilen ve tam güçle devreye girmesi şarttır.
Bu işe tam anlamıyla bir "pandemi" yaklaşımıyla bakmak zorundayız. Nasıl ki COVID-19 döneminde topyekûn bir kapanma, maske ve hijyen seferberliği ilan edildiyse; kokarca belasına karşı da aynı ciddiyette ulusal bir kriz yönetimi uygulanmalıdır. Çünkü her birinin 350 kez çoğaldığı bu böcek, bugün Karadeniz’in dağlarını aştığı an yarın Anadolu’nun kalbindeki meyve bahçelerini, Ege’nin zeytinini, Akdeniz’in narenciyesini kurutacak. Bu, tüm Türkiye’nin tarımsal intiharı demektir.
Çiftçi İnanmazsa Bu Savaş Kazanılmaz
Trabzon’da konuştuğum uzmanların uyarısı çok önemli: Hangi gelişmiş teknolojiyi getirirseniz getirin, sahada asıl çarpışan askeri, yani çiftçiyi bu sürece dahil edemezseniz yenilgi kaçınılmazdır. Çiftçinin desteklemediği, sahiplenmediği hiçbir zirai mücadele başarıya ulaşamaz.
Buradaki kırılma noktası psikolojiktir: Çiftçinin mücadele azmi, kahverengi kokarcanın yayılma hızının ve o istilacı gücünün üstüne çıktığı zaman bu iş biter. Eğer üretici, "Ben ilaçlasam ne olacak, komşu ilaçlamıyor" diyerek havlu atarsa fındık da biter. Çiftçiye sadece ilaç ve tuzak değil, arkasında devletin tüm gücüyle durduğunu gösteren bir güven ve topyekûn bir motivasyon verilmelidir.
Son Uyarı: Dağları Aşmadan Durdurun!
Dünyanın da baş belası olan bu istilacıya karşı TAGEM’in samuray arısı hamlesi hayati bir virajdır. Doğal dengeyi yeniden kurmak için bu biyolojik silahın üretimi ve sahaya salınımı katlanarak artırılmalıdır.
Karadeniz, bu konuda Türkiye’nin savunma hattıdır. Eğer bu hattı koruyamaz, kokarcanın Karadeniz dağlarını aşıp Anadolu’ya yayılmasına göz yumarsak, yarın çok geç olacak. Yarın zaten çok pahalıya yediğimiz sebzeyi ne bulabiliriz ne de dalında sağlam bir meyve.
Gözümüzü açalım. Çiftçinin azmini ateşleyin, Sağlık Bakanlığı’nı sahaya sürün; bu istilayı ya bugün hep birlikte durduracağız ya da yarın ülkece bedelini sadece mutfağımızda değil, övündüğümüz tarım ihracatında da çok ağır ödeyeceğiz.


























Yorum Yazın