
Bakanlıklarda birçok genel müdürlük makamı var ve hemen hemen hepsi aynı maaşı alır. Bu maaşlar da bilinir. Hiçbiri tartışma konusu olacak seviyede de değildir! Ancak Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürü Hüseyin Aydın’ın maaşı ve aldığı huzur hakkı, tarimdanhaber.com internet sitesinde çıkan iddia sonrası sosyal medyanın ve Meclisin tartışma konusu haline geldi. Önceki Genel Müdür Fahrettin Poyraz döneminde de maaş ve huzur hakları gündeme gelmişti. Aynı sorun, fındık üreticisinin kooperatifi Fiskobirlik’te de yok mu?
TKK’dan gelen resmi açıklama tam bir “bürokratik klasik”: “Her şey mevzuata uygun.”
Bakın burası çok önemli; çünkü Cumhurbaşkanı maaşının bile bilindiği Türkiye’de ne zaman devlette özel birilerinin maaşı gündem olsa, karşımıza o meşhur “mevzuat” kalkanı çıkarılır. Peki bu “mevzuat” dediğimiz şey, milyonlarca çiftçi borç batağında yüzerken çiftçi örgütünün genel müdürünün toplamda ne kadar maaş aldığını açıklamasını engelliyor mu? Yoksa o rakamlar açıklandığında sokağın “huzuru” mu kaçıyor?
Ülkede birçok koltuk sahibine, yakınlarına hatta yakınlarının yakınlarına yüksek maaşlar yetmiyor gibi yönetim kurulu üyelikleri dağıtılıyor. Tarım Kredi Kooperatifinden gelen açıklamada da mevzuat gereği yönetim kurullarının tamamından değil de “huzur hakkı” olarak da bir yerden alınıyormuş.
Huzur hakkının “huzur” kısmı, kararlara imza atması sonucu alınıyor.
Sorun nerede?
Sorun, bir kişinin sadece asıl görevinden aldığı asgari ücretin kaç katına denk gelen maaş yetmemiş gibi, iştiraklerden, bağlı kurumlardan ve yönetim kurullarından ayrı ayrı “huzur” bulmasındadır.
Meblağ ne?
Net rakamlar genellikle devlet sırrı gibi saklansa da iddialar ve geçmiş örnekler, bu rakamların asgari ücretin onlarca katı birleşimi olduğunu fısıldıyor.
Mevzuat her şeydir ama adalet değildir.
Diyelim ki her kuruşu mevzuata uygun. Diyelim ki her imza, her kurulan komisyon hukuki bir zemine dayanıyor. Peki her hukuki hak gerçekten hak mıdır? Adalet ve vicdan nerede? Bir tarafta tarlasını sürmek için mazotun kuruşunu hesaplayan çiftçi, diğer tarafta “o çiftçinin parasıyla mevzuata uygun” huzur paketleri…
Bu tabloda bir “huzur” var ama o huzurun adresi sizce de 85 milyon mu?
Herkesin bir “huzur hakkı” vardır, unuttunuz mu? Huzurlu olmak elbette haktır. Ama listenin devamı oldukça kabarık:
- Çiftçinin huzuru, hasadının karşılığını aldığında başlar.
- Emeklinin huzuru, ay sonunu getirebildiğinde…
- Gencin huzuru, “Ben ne olacağım?” kaygısı bittiğinde…
- İşçinin, memurun da “huzur hakkı” yok mu?
- Öğrencinin, öğretmenin de “huzur hakkı” yok mu?
- Ev kadınının da her doğan çocuğun da “huzur hakkı” yok mu?
Huzur sadece belirli bir kesimin ayrıcalığı haline gelmişse, orada sadece rakamlar değil güven de erir. Siz istediğiniz kadar “mevzuat” deyin; asıl mevzu, geçim derdiyle boğuşan vatandaşın bu lüksü izlerken duyduğu o derin huzursuzluktur.
Kısacası: 85 milyonun huzurunu ve adaletini sağlayın; herkesin huzuru zaten yerinde olmaz mı?



























Yorum Yazın