ANKARA — CHP Niğde Milletvekili ve TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ömer Fethi Gürer, Türkiye menşeli ürünlere ilişkin Avrupa Birliği Gıda ve Yem Hızlı Alarm Sistemi (RASFF) bildirimlerini değerlendirdi. Gürer, 2025 yılının tamamında 132 olan okratoksin A bildirimi sayısının, 2026'nın 11 Eylül tarihine kadar 136'ya yükseldiğini belirtti.
Gürer, 2026 yılı henüz tamamlanmadan okratoksin A bildirimlerinin 2025 yılının tamamındaki sayıyı geçtiğini ifade etti. Ancak 2026 verilerinin 11 Eylül'e kadar olan dönemi kapsadığına dikkat çekerek, dönemlerin farklı uzunlukta olduğunun dikkate alınması gerektiğini söyledi. Güncel haber kaynaklarında da Gürer'in bu karşılaştırmaya ilişkin aynı uyarıyı yaptığı görülüyor.
Okratoksin A bildirimleri 136'ya çıktı
Gürer, bazı kuru ve işlenmiş ürünlerde tekrar eden bildirimler görüldüğünü belirterek, ürünün tarladan çıktıktan sonraki süreçlerinin de üretim aşaması kadar önem taşıdığını söyledi.
Okratoksin gibi mikotoksinlerin uygun olmayan kurutma, nem, depolama ve saklama koşullarıyla bağlantılı olabileceğine dikkat çeken Gürer, sorunun yalnızca tarımsal ilaç kullanımı üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti.
Gürer, hasat sonrası işlemler, ürünün kurutulması, depolanması, taşınması ve ihracat öncesi kontrollerin birlikte ele alınmasını istedi.
Pestisit bildirimleri de gündemde
Gürer'in aktardığı verilere göre Türkiye menşeli ürünlere ilişkin pestisit bildirimi sayısı 2025 yılında 106, 2026'nın 11 Eylül tarihine kadar ise 74 oldu.
Pestisit bildirimlerinin özellikle taze meyve ve sebzelerde yoğunlaştığını belirten Gürer; acetamiprid, formetanate, prochloraz, indoxacarb, imazalil ve fosthiazate gibi farklı etken maddeler nedeniyle bildirimler yapıldığını söyledi.
Gürer, 2026 kayıtlarında acetamiprid için 17, formetanate için 12, prochloraz için 11, indoxacarb için 10 ve imazalil için 8 bildirim bulunduğunu belirtti.
Bu verilerin ihracat öncesi kalıntı kontrollerinin önemini gösterdiğini savunan Gürer, bir üründe limitlerin üzerinde kalıntı tespit edilmesi halinde yalnızca ihracatçının değil, üretim zincirinin tamamının değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
“Ürün sınırda reddedilmeden tespit edilmeli”
Gürer, gıda güvenliği kontrollerinin yalnızca sınır kapılarında yapılmaması gerektiğini belirterek, ihracata hazırlanan ürünlerin uygunsuzluklarının daha erken aşamalarda tespit edilmesi gerektiğini söyledi.
Gürer, Avrupa sınırında reddedilen bir ürün üzerinden ihracat öncesi kontrol sisteminin de sorgulanması gerektiğini ifade ederek, “Ürünün sınırdan dönmesini beklemek değil, uygunsuzluğu depoda veya ihracat öncesinde tespit etmektir.” dedi.
Avrupa Komisyonu'na göre RASFF bildirimleri arasında, AB dış sınırlarında sağlık riski nedeniyle test edilip reddedilen gıda ve yem sevkiyatlarına ilişkin “border rejection” bildirimleri de bulunuyor.
Sildenafil bildirimlerine de dikkat çekti
Gürer, pestisit ve mikotoksinlerin yanı sıra gıda takviyelerinde tespit edildiğini belirttiği yetkisiz maddelere de dikkat çekti.
Gürer, 2026 yılı kayıtlarında sildenafil nedeniyle 17 bildirim bulunduğunu belirterek, bu konunun gıda güvenliği açısından ayrıca incelenmesi gerektiğini söyledi.
Gürer, gıda takviyesi adı altında piyasaya sunulan ürünlerde ilaç etken maddesi bulunmasının kabul edilemeyeceğini ifade etti.
İhracat ve iç pazar denetimlerinin birlikte ele alınmasını istedi
Türkiye'nin tarımsal ihracatının güvenilirliğinin korunmasının önemli olduğunu belirten Gürer, ihracat pazarlarının yanı sıra iç pazardaki denetimlerin de artırılması gerektiğini savundu.
Gürer, market, hal ve satış noktalarında denetimlerin sürdürülmesi gerektiğini belirtirken, tarımsal ilaç kullanımında bilinçli uygulamaların önemine dikkat çekti.
İthal edilen gıda ürünlerinin de pestisit, aflatoksin ve diğer gıda güvenliği kriterleri açısından değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Gürer, Türkiye'den ihraç edilen ürünlerde olduğu gibi ülkeye giren ürünlerdeki kontrollerin de gündeme alınmasını istedi.