Nazan Öncel’in 1991’de yazdığı “Aynı Nakarat” isimli şarkıyı bilirsiniz! Orta Vadeli Program (OVP) her yıl açıklandığında da tarım ve gıda sektörü için hiç değişmeyen nakaratları dinleriz. Yıllardır önümüze konulan belgeleri yan yana getirdiğimizde aynı cümlelerin, aynı temennilerin kopyalanıp yapıştırıldığını görmek sizce de sorun değil mi?
“Planlı üretim, gıda enflasyonuyla mücadele, dijitalleşme, yerli girdi, su yönetimi...” Ancak 2027-2029 OVP’sini öncekilerden ayıran bir başlık var: Organize Tarım Bölgeleri (OTB).
Sektörün verim, işleme ve lojistik sorunlarını bütünleşik bir yapıyla çözmeyi vaat eden, yenilenebilir ve jeotermal enerjiyle desteklenmesi planlanan OTB’ler, 2027’nin 3. çeyreği için bana göre doğrudan takvimlendirilmiş tek somut hedef olarak geliyor. Fakat bu planlamanın arkasına saklanan acı bir gerçek var: Bütçesel yetersizlik.
OVP metni, 2025’in ikinci yarısındaki yüzde 10,5’lik tarımsal daralmayı ve aynı yıl kaybedilen 267 bin kişilik tarım istihdamını iklim şartlarına ve kuraklığa bağlıyor. İklim krizinin varlığı tartışılmaz; peki ama bu devasa krizle mücadele etmek ve vaat edilen o “teknolojik, düşük karbonlu, OTB odaklı” dönüşümü gerçekleştirmek için masaya konan kaynak ne kadar?
Bütçe rakamlarına baktığımızda tablo hemen dökülüyor. Tarım ve Orman Bakanlığına 2027 yılı için ayrılan 382,99 milyar TL’lik toplam ödenek tavanı, doğrudan üreticiye gidecek destekleri bile güçlükle karşılarken, önemli altyapı, enerji, lojistik ve teknoloji yatırımı gerektiren Organize Tarım Bölgelerinin nasıl kurulacağını izah edebiliyor mu sizce de?
Üstelik bu rakamların Bakanlığın cari giderlerini, personel maaşlarını ve rutin operasyonlarını kapsayan “toplam” bütçe olduğunu düşündüğümüzde, OTB gibi dev projelerin yine kâğıt üzerinde birer temenni olarak kalma riski beliriyor.
Yıllardır süregelen “geçmiş enflasyona endekslemeyi azaltma” mantığıyla tarımsal alım fiyatlarını baskılama yaklaşımı aynen korunurken, girdilerde dışa bağımlı olan çiftçimizden mucize mi bekliyorsunuz?
Su kısıtına göre üretim planlaması yapmak veya yapay zekâ ile rekolte tahmini sunmak önemli; ancak altyapısına bütçe ayırmadığınız bir planlama, çiftçinin sırtındaki maliyet yükünü hafifletmez.
Kısaca; OVP 2027-2029 bize gösteriyor ki iktidar, tarımda süslü kavramlar ve OTB gibi cazip etiketlerle yeni bir hikâye anlatmaya çalışıyor. Ancak bütçe gerçekleriyle desteklenmeyen hiçbir sözleşmeli üretim veya dijitalleşme güzellemesi, tarladaki yangını söndürmeye yetmiyor.
Her OVP’de tekrarlanan nakarat aynı kalırken, değişen tek şey çiftçinin azalan sabrı, artan borcu ve gıda fiyatlarındaki artış oluyor.