ANKARA — CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonunda Ticaret Bakanlığının bütçe görüşmeleri sırasında yaptığı konuşmada, Türkiye’den Avrupa Birliği ülkelerine gönderilen gıda ürünleriyle ilgili bildirimleri, ithal ürünlerin denetimini, gıda piyasasındaki fiyat sorunlarını ve üreticilerin pazarlama sıkıntılarını gündeme getirdi.
Gürer, Avrupa Birliği Gıda ve Yem İçin Hızlı Alarm Sistemi (RASFF) kapsamında Türkiye’den gönderilen ürünlerle ilgili bildirim sayısının arttığını belirterek, 2025 yılında 486 ürün için bildirim yapılırken 2026’nın ilk 10 ayında bu sayının 385’e ulaştığını ifade etti.
Verilere göre bildirimlerin 284’ü sınır reddi, 60’ı dikkat bildirimi, 23’ü ise alarm bildirimi olarak kayıtlara geçti. Gürer, kayıtların 278’inin ciddi risk, 39’unun potansiyel risk kapsamında değerlendirildiğini söyledi.
Bildirimlerin yüzde 77’si meyve ve sebzelerde
Gürer’in aktardığı verilere göre, bildirimlerde meyve ve sebze grubu 296 ürünle ilk sırada yer aldı. Bu ürünler toplam kayıtların yüzde 77’sini oluşturdu.
İhracat öncesinde bakanlık denetiminden geçen ürünlerin hedef ülke sınırında reddedilmesinin hem ihracatçı tüccar hem de üretici açısından önemli sorunlara yol açtığını belirten Gürer, özellikle pestisit tespit edilen ürünlerin iade edilmesi ve imha edilmesinin tek başına yeterli olmadığını savundu.
Gürer, aynı üretim alanlarında yetiştirilen ürünlerin iç piyasaya sunulması veya başka pazarlara gönderilmesi konusunda nasıl bir takip yapıldığının açıklığa kavuşturulması gerektiğini dile getirdi. İade edilen ürünlerin üretildiği alanlarda yetiştirilen ürünlerin de izlenmesi gerektiğine dikkat çekti.
İthal ürünlerde denetim sorusu
Türkiye’ye ithal edilen gıda ürünlerinin denetimini de gündeme getiren Gürer, Avrupa Birliği sınır kontrollerinde reddedilen bazı ürünlerin Türkiye’ye girişinde benzer sorunların tespit edilip edilmediğini sordu.
Gürer, aynı dönemde Avrupa Birliği’ne gönderilen ABD menşeli cevizin reddedilmesine karşın Türkiye’ye giren bu üründe herhangi bir sorun saptanmadığı yönündeki örneğin düşündürücü olduğunu belirtti. İthal gıdalarda GDO ve tatlandırıcı kontrollerinin yapılıp yapılmadığını da Ticaret Bakanlığına yöneltti.
“Sorun sistemde”
Fahiş fiyatlarla mücadeleye ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Gürer, serbest piyasa ekonomisi içinde fiyatlara yönelik müdahalelerin kalıcı çözüm sağlamadığını savundu. Fiyat artışlarının yalnızca denetim ve operasyonlarla önlenemeyeceğini belirten Gürer, sorunun üretimden pazarlamaya kadar uzanan yapısal sorunlardan kaynaklandığını ifade etti.
Gıda, yem ve gübre sektörlerinde piyasa yapısının ve rekabet koşullarının değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Gürer, özellikle yem ve gübre fiyatlarının denetlenmesine dikkat çekti. Kamu fabrikalarının özelleştirilmesinin ardından gübre piyasasında ithalata bağımlılığın ve tekelleşmenin sorun yarattığını ileri sürdü.
Gürer, üretici, tüccar, sanayici ve tüketicinin birlikte gözetildiği; planlama ve öngörüye dayanan kamucu bir yönetim anlayışına ihtiyaç olduğunu dile getirdi.
Depolama ve gözaltılar meyve piyasasını etkiliyor
Kooperatiflerin güçlendirilmesi gerektiğini de belirten Gürer, üretim öncesinden ürünün pazarlanmasına kadar uzanan süreçte kooperatiflerin özerk bir yapıyla desteklenmesini istedi.
Gıda piyasasında stokçulukla mücadele kapsamında yürütülen operasyonların meyve ve sebze ticaretine etkilerine değinen Gürer, 41 tüccar ve sanayicinin gözaltına alınmasıyla başlayan sürecin ihracat yapan bahçe bitkileri sektörü açısından sorunlara yol açtığı yönündeki değerlendirmeleri aktardı.
Normal depolama faaliyetlerinin de stokçuluk şüphesiyle karşı karşıya kalmasının piyasada kaygı yarattığını belirten Gürer, farklı nedenlerle tutuklu yargılanan kişilerin bulunduğu sürecin meyve ve sebze ticaretini doğrudan etkilediğini söyledi. Bu durumun üreticilerin ürünlerini satmasını zorlaştırdığını ve tüccarların faaliyetlerini daraltmasına yol açabildiğini ifade etti.
Niğde’de elma dalında kaldı
Gürer, Niğde’de elma üreticilerinin yaşadığı pazarlama sorunlarına da dikkat çekti. İyi kalite elmanın 10-15 lira, meyve suyu sanayisine verilen elmanın ise 2-3,5 lira aralığında işlem gördüğünü belirten Gürer, çok sayıda bahçede elmanın dalında kaldığını söyledi.
Önceki yıllarda elmanın bir bölümünün doğrudan satıldığını, bir bölümünün 15 ülkeye ihraç edildiğini, kalan ürünün ise depolanarak yaklaşık sekiz ay boyunca kademeli biçimde piyasaya sunulduğunu aktaran Gürer, depolama faaliyetlerine yönelik baskıların bu sistemi olumsuz etkilediğini savundu.
Fındık, üzüm, zeytin, elma ve limon gibi Türkiye’nin önemli ihraç ürünlerinde de sorunlar yaşandığını belirten Gürer, üreticinin ürününü satamadığı bir ortamda ihracat ve ithalat politikalarının yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
İhracat yüzde 6, ithalat yüzde 17,72 arttı
Gürer, 2026 yılının ilk sekiz aylık dış ticaret verilerine de değinerek ihracatın yüzde 6, ithalatın ise yüzde 17,72 arttığını söyledi. Aynı dönemde ihracatın 21 milyar 190 milyon dolara, ithalatın ise 20 milyar 430 milyon dolara ulaştığını belirtti.
Gürer, ilk sekiz ayda yalnızca hayvan yemi için ödenen tutardaki artışın 1 milyar 225 milyon dolara ulaştığını ifade ederek, tarımsal üretimde ithalata bağımlılığın ve girdi maliyetlerinin sektöre etkilerine dikkat çekti.