© Tarım Pusulası 2021

Çiftçi-Sen: Hububatta Referans Fiyatı Yeniden Belirlenmelidir!

Çiftçiler Sendikası (Çiftçi-Sen), artan girdi maliyetleri ve yaşanan kuraklık nedeniyle açıklanan hububat alım fiyatlarının yükseltilmesi gerektiğini belirtti.

Çiftçiler Sendikası (Çiftçi-Sen), artan girdi maliyetleri ve yaşanan kuraklık nedeniyle açıklanan hububat alım fiyatlarının yükseltilmesi gerektiğini belirtti. Çifçi-Sen Başkanı Ali Bülent Erdem ve Genel Örgütlenme Sekreteri Adnan Çobanoğlu imzasıyla yapılan yazılı açıklamada, girdi maliyetleri aynı kalsa bile kuraklık nedeniyle yüzde 15-20 oranında verim düşüklüğü yaşanacağına vurgu yapılarak, “Ürün alım fiyatları belirlenirken kuraklığın etkisi de düşünülmelidir” denildi.
Çiftçi-Sen’in açıklaması şöyle:
“Kapitalizmin kâr hırsı ekolojik sistemlerin tahribatı ve iklim krizine yol açmıştır.  Olağan akışında yaşanmayan mevsimler çiftçileri ve üretimi vurmaktadır. Bu yıl kuraklık nedeniyle hububat ekimi gecikmiş, kuru tarım yapılan alanlarda büyük zararlar oluşmuştur. Yapılan açıklamalarda bu yıl geçen yıla göre üretimde yüzde 15-20 oranında verim düşüklüğü yaşanacağından, buğdayda 5 milyon tona varan kayıplar olacağı belirtilmektedir. İktidar kuraklığın yarattığı hasarı gidermek yerine görmezden gelmektedir. Ürün alım fiyatlarının belirlenmesinde de kuraklığın etkisi düşünülmemiştir.
Bir ürünün birim maliyeti tarlanın kira değerinin, kullanılan girdilerin ve harcanan emek gücünün toplamının üretilen ürünün miktarına bölünmesi ile bulunur. Bu durumda girdi fiyatlarında hiçbir artış olmasa bile üretim miktarının düşmesi nedeniyle birim maliyeti geçen yıla göre %15-20 artmış demektir. Kaldı ki; şirketlerin ürettiği ve büyük ölçüde fiyatları dövize endeksli olan kimyasal gübrede son bir yılda %55-65 oranında dense de, %100, tarım kimyasallarında %60, mazotta %50 gibi artışlar olmuştur. Yaşanan enflasyon oranını da hesaba kattığımızda bu durum çiftçilerin, bırakın yaptığı üretimden para kazanmasını, aksine ne kadar tarla işleyip ne kadar üretim yapıyorsa o kadar da zarar ettiğini, borçlandığını göstermektedir. 
Siyasi iktidar TMO’nun alım fiyatını geçen yıla göre zamlı (!) olarak açıklar açıklamaz, mazotta ÖTV zammı yaparak kaşıkla verdiğini, kepçeyle geri almıştır. İktidar bu tavrıyla halkının ihtiyacı olan ürünleri ülke çiftçilerine ürettirmek yerine ithalatla karşılayarak küresel şirketlere destek vereceğini bir kez daha teyit etmiştir. Ayrıca, hemen hemen her hasat döneminde tarım ürünleri ithalatında yapılan gümrük vergisi indirimleri de bu politikaların ve şirketlere verilen desteğin bir parçasıdır. 2021 Ocak ayında ithalatı yapılan makarnalık buğday fiyatına baktığımızda TMO’nun üreticiden satın alacağı fiyatın çok üstünde bir fiyat olduğunu görmekteyiz. 
Uygulanan tarım politikaları ile buğday, arpa, nohut gibi birçok hububat ürününün anavatanı olan ülkemizde, gıda sistemi hızla şirketlerin kontrolüne girmekte, çiftçiler üretimden kopartılmakta, tüketicilerin bu ürünlere erişimi zorlaşmakta, kazananlar ise şirketler olmaktadır. Buna DUR! demek gerekir.
Çiftçi-Sen olarak diyoruz ki;
▪    Halkımızın ve çiftçilerin aç kalmaması, yeterli gıdaya erişebilmeleri için maliyet + kâr + insanca yaşam payı hesaplanarak yeniden referans fiyat belirlenmeli, piyasa referans fiyatın altına düştüğünde TMO müdahale etmelidir.
▪    Tarımsal üretimde kullanılan mazottan ÖTV kaldırılmalıdır.
▪    İthalat yapılarak şirketler desteklenmektedir. Halkın gıda ihtiyacını karşılamak için yapılması gereken şirketlere verilen desteğin kesilmesi, küçük aile tarımı yapan çiftçilerin üretmesini sağlamak olmalıdır.
▪    Sertifikalı şirket tohumlarına destek verilmesi yerine, kuraklığa dayanıklı ve değişen iklim koşullarına çok daha kolay uyum sağlayabilen yerel tohumların ekimi teşvik edilmeli, desteklenmelidir.
▪    Çiftçilerin sendikalaşmasının önündeki her türlü antidemokratik engeller kaldırılmalıdır.
▪    Türkiye, BM Kurulunda kabul edilen kısa adı “Köylü Hakları Deklarasyonu” olan "Köylüler ve Kırsal Alanda Çalışan Diğer Kişilerin Hakları Bildirgesi”ni amasız, fakatsız kabul etmeli ve uygulamalıdır.
▪    Üreticilerin söz ve karar sahibi olduğu demokratik bir tarım programı oluşturulmalıdır.
Gıda krizi yaşamak, açlıkla karşı karşıya kalmak istemiyorsak, halkın gıda sistemi olan “Gıda Egemenliği” mücadelesini yükseltmeliyiz.”

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER