© Tarım Pusulası

TEMA Vakfı Başkanı Deniz Ataç biyoçeşitlilik krizi uyarısı yaptı

TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, küresel ölçekte derinleşen biyoçeşitlilik kaybının insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük krizlerden biri olduğunu vurguladı. Tür kayıplarının doğal yok oluş hızının 1000 katına ulaştığını belirten Ataç, Türkiye'deki korunan alanların oranının dünya ortalamasının altında kaldığına dikkat çekerek acil yerel hareket çağrısında bulundu.

İSTANBUL (TEMA) — TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, dünya genelinde biyolojik çeşitlilik kaybının ulaştığı kritik seviyeleri gözler önüne seren çarpıcı açıklamalarda bulundu. Yaşamı ayakta tutan ekolojik ağın her geçen gün daha kırılgan hale geldiğini belirten Ataç; iklim krizi, arazi tahribatı, kirlilik, aşırı tüketim ve doğal yaşam alanlarının yok edilmesinin bu süreci hızlandırdığını ifade etti.

Bilimsel verilere göre tatlı su ekosistemlerindeki kaybın yüzde 85’e ulaştığını, omurgalı tür popülasyonlarında son 50 yılda yüzde 73 azalma yaşandığını hatırlatan Ataç, dünya üzerindeki yaklaşık 1 milyon türün yok olma riskiyle karşı karşıya olduğunu vurguladı.

"Tür Kaybı Doğal Yok Oluş Hızının 1000 Katına Ulaştı"

Biyolojik çeşitliliğin yalnızca doğadaki canlıların zenginliği değil, insan yaşamının devamlılığını sağlayan görünmez bir sistemin temeli olduğunu belirten Deniz Ataç, tehlikenin boyutunu şu sözlerle aktardı:

“Dünyadaki ağaç türlerinin yüzde 38’inin nesli tehdit altında. Fosil kayıtlarına dayanan bilimsel araştırmalara göre, bugün tür kayıpları doğal yok oluş hızının yaklaşık 1000 katına ulaştı. Bu veriler, yaşamı ayakta tutan doğal sistemlerin kritik bir kırılma noktasına yaklaştığını gösteriyor. Kaybettiğimiz her türle birlikte aslında geleceğimizin bir parçasını da kaybediyoruz.”

Ataç, temiz suya erişimden sağlıklı gıdaya, doğal afetlere karşı dirençten iklimin dengesine kadar tüm yaşam süreçlerinin sürdürülebilirliğinin bu çeşitliliğe bağlı olduğunu ifade ederek doğayı korumanın artık bir tercih değil, ortak bir sorumluluk olduğunun altını çizdi.

Türkiye’deki Korunan Alanlar Dünya Ortalamasının Altında

Türkiye'nin üç farklı bitki coğrafyasının kesiştiği, endemik türler açısından zengin ve önemli ülkelerden biri olduğunu hatırlatan TEMA Vakfı Başkanı, buna karşın korunan alanların ülke yüzölçümüne oranının yalnızca yüzde 14 düzeyinde kaldığını belirtti. Bu oranın yüzde 17 olan dünya ortalamasının altında olduğuna dikkat çeken Ataç; artan madencilik faaliyetleri, plansız yapılaşma, arazi tahribatı ve doğal alanlar üzerindeki baskıların biyoçeşitlilik açısından ciddi riskler oluşturduğunu aktardı.

Türkiye’nin de imzacı olduğu ve “biyolojik çeşitliliğin Paris Anlaşması” olarak tanımlanan Kunming-Montreal Küresel Biyolojik Çeşitlilik Çerçevesi’ne değinen Ataç, bu sözleşmenin 2030 yılına kadar korunan alanların yüzde 30’a çıkarılmasını ve tahrip edilmiş ekosistemlerin yüzde 30’unun restore edilmesini hedeflediğini, bu hedeflerin "Küresel etki için yerel hareket" çağrısıyla örtüştüğünü söyledi.

"Kendini Yenileme Kapasitesinden 1,5 Kat Fazlasını Tüketiyoruz"

Doğanın yalnızca tüketilecek bir kaynak ya da ham madde deposu olarak görülmesinin insan yaşamını tehdit ettiğini vurgulayan Deniz Ataç, “Bugünkü tüketim düzeyi, dünyanın kendini yenileyebilme kapasitesinin yaklaşık 1,5 katına ulaştı. Bu nedenle her bireyin tüketim alışkanlıklarını gözden geçirmesi büyük önem taşıyor” dedi.

Ataç, vakfın kurucularından merhum A. Nihat Gökyiğit’in ismini taşıyan Biyolojik Çeşitlilik Projesi ile farkındalık yaratmaya, korunan alanları artırmaya ve doğa koruma politikalarını güçlendirmeye devam ettiklerini belirterek sözlerini umut veren bir çağrıyla tamamladı: “Bir tohum hâlâ filizlenebilir, bir dere yeniden canlanabilir, bir orman yeniden nefes olabilir. Dünya sessizleşmeden harekete geçmek hâlâ mümkün.”

İlginizi Çekebilir

TÜM HABERLER