Gıda Müh. Petek  Ataman

Gıda Müh. Petek Ataman

Gıda Mühendisleri Sağlımız İçin İstihdam Edilmeli

11.10.2015

Takip Edin

Tarım Pusulası portalını bir süredir izliyorum. Site yöneticileri ile arada sırada bu platformda yazılar yazarak “gıda” kanadından bir ses olmam konusunda hemfikir olduğumuzda, ilk yazıda gıda mühendislerinin sorunlarını ele almaya karar verdik. Şüphesiz ülke gündemi çok yoğun. Pek çok sorunla mücadele halindeyiz. Ancak bu yazıda ele alacağım sorunlar da bir kesim için son derece can yakıcı halde. Öncelikle, benden yazı talebinde bulunmalarından dolayı Tarım Pusulası ekibine içtenlikle teşekkür ediyorum.   

Gıda mühendislerinin sorunları ve beklentileri aslında bu ülkenin diğer üniversite mezunu gençlerinden çok da farklı değil. Pek çok noktada tüm üniversite mezunu gençlerle aynı sorunları paylaşan gıda mühendislerinin, diğer meslek dallarına göre daha yeni bir mesleğin mensubu olmalarından dolayı bazı ilave sorunları da var.  

Öncelikle tüm meslek mensupları gibi gıda mühendisleri de işsizlikle mücadele içinde… İşi olanlar ise yasal haklarını korumak ve bağımsızca mesleklerini uygulamak noktasında zorluk çekiyorlar. Acımasız bir rekabet ortamına, çok sayıda üniversiteden çok sayıda mezun veriliyor. Eğitim sorunları ise bambaşka ve bir yönüyle istihdam sorunlarının da temelini oluşturuyor… Çok genel olarak sorunları “istihdam” ve “eğitim” boyutuyla toparlamak yanlış olmaz.  

Eğitim… Günümüzde neredeyse her ilde en az bir üniversite var. Gençleri, eğitim kalitesi ve koşulları birbirinden son derece farklı olan, kontenjanları şişirilmiş okullarda okutmak ve çok sayıda mezun vermek sanki matah bir işmiş gibi sunuluyor.  Hemen her meslekte mezun sayının çokluğundan ve eğitim kalitesinin tutarsızlığından yakınılıyor. Gıda mühendisliği özelinde 2015 rakamları ile  64 üniversitede Gıda Mühendisliği Bölümü bulunmaktadır ve ikinci öğretimler dâhil toplam kontenjan 4302 kişidir 64 Bölümün 14’ünde ikinci eğitim bulunmaktadır. İkinci eğitimlerle,  zaten teknik olanakları ve akademisyen sayısı yetersiz olan bölümlerin kontenjanlarını daha da arttırmakta, aynı zamanda daha düşük kaliteli bir eğitime kapı aralamaktadır. Toplam kontenjan, teorik olarak, her yıl meslek alanına katılan gıda mühendisi sayısıdır. Bu sayı yıllarla çarpıldığında ve birazdan vereceğim bilgi ve rakamlarla kıyaslandığında durumun vahameti ortaya çıkacaktır. Bir meslekten her yıl binlerce insanın istihdama yönelik politikalar olmaksızın piyasaya girişi nasıl bir işsizlik çıkmazı yaratacaktır? Ya da nasıl kıran kırana bir rekabet ortamı?  

 

Eğitim veren bölümlerin bir kısmında 3 akademisyen dahi bulunmamaktadır. Bu durumun gıda mühendisliğine özgü olmadığını ve üniversite eğitimindeki genel durumun bu şekilde olduğunu bir kez daha vurgulamak gerekir.   

 

İstihdam… Bir üniversiteden mezun olan mühendis, doğal olarak iş bulup çalışmak ister. Hayatını kazanmak, kendi ayakları üzerinde durmak önemli bir hedeftir eğitim süreçlerini tamamlayanlar için… Üç seçenek vardır önlerinde: Ya özel sektörde çalışacaklar ya devlette görev yapacaklar ya da kendi işlerini kuracaklardır.  Kendi işini kurmak gerek maddi birikim, gerekse deneyim gerektirdiği için, babadan gelen, bir yandan çalışıp bir yandan pişecekleri ve sonunda devralacakları bir işyeri yoksa gıda mühendisleri meslek hayatına ağırlıkla özel sektör veya kamuda ücretli çalışan olarak başlamayı tercih etmektedirler. Veya bir süre ücretli çalıştıktan sonra serbest çalışmaya yönelmektedirler. İşte bu noktada pek çok meslek mensupları gibi bambaşka bir sorun yumağı ile karşı karşıyadırlar: İşsizlik gibi… Hak ettikleri çalışma koşullarına ulaşamamak gibi… Ücretler ve sosyal güvence ile ilgili yaşanan sorunlar gibi…  

Üniversitelerde kontenjan arttıran anlayış, iş koşullarının iyileşmesi ya da istihdam alanlarının artması için çaba harcamamaktadır. Hatta olanları da kısıtlamakta sakınca görmediği açıktır.  Bu bütünsel bakış (!) bize has olsa gerektir. Özel sektörde patronun iki dudağı arasında olunurken, kamuda ise az sayıda istihdam, meslek taassubu ve politik baskılar, kayırmalar alanı iyice daraltmakta ve sorunlu hale getirmektedir. Tüm bunlar istihdam konusunu son derece sıkıntılı bir hale getirmektedir.  

Özel sektör… Kamu otoritesi özel sektörde istihdam edilenleri kaderine terk etmiş durumdadır. Sektörde istihdam edildiklerinde sağlanması gereken sigortalı olma hali, sigorta primlerinin düzgün yatırılması gibi en temel yasal hakların sağlanmasının dahi takipçisi değildir. Hatta biraz daha ileri gidelim, ‘kamu otoritesi, bunu takip etmek istememektedir!’ Tercihi sermayeyi kızdırmamaktır… Yani özel sektör çalışanı işverenin insafına terk edilmiş durumdadır. Odalar Anayasadan aldıkları yetki ile taban ücret belirlerken, yaşanan acımasız ortamda gıda mühendislerinin bir bölümü asgari ücrete razı olmaktadır.  

Oysa tüm bu koşullar takip edilmeli midir? Bu sorunun cevabı, şüphesiz ve tereddütsüz evettir…  Geçmişte, ilgili meslek odalarının Sosyal Güvenlik Kurumu ile protokol yaparak, sosyal güvence takibini sağlamada işbirliği yapma önerisi “Primler yatmıyorsa bu bizim sorunumuz” denilerek reddedilmiştir.   

Anayasaya göre kamu kurumu niteliğinde kurumlar olan meslek odalarının görevini gereği gibi yapabilmesinin önüne engeller konmuş; mesleki denetimler yok edilmeye çalışılmıştır. Böylece taban ücretin uygulanmayacağı bizzat en yetkili ağızlarca bir müjde gibi ulaştırılmıştır işverenlere… Çünkü bir üst paragrafta belirttiğim gibi, tercih bu konuda oluşturulan kuralları takip etmemek ve kaçakları görmemek yönündedir…  

Odaların; gıda yasasına göre zorunlu olarak istihdam edilen meslek mensuplarına verdikleri belge bir yönetmelik değişikliği ile kaldırılmış (halen bu konuda yürütmeyi durdurma kararı çıkmış durumdadır ancak mahkeme devam etmektedir); gıda sektöründe çalışan meslek mensuplarının asgari ücretle çalışabilmesinin, dahası kimi zaman yetkili olmadıkları alanlarda yetkili mesleklerin yerine/önüne geçmesinin yolu açılmıştır. “diploma kiralama” denilen, iş ahlakıyla bağdaşmayan arayışa zemin hazırlanmıştır. Sahte diploma ile hiç üniversite eğitimi görmemiş kişilerin görev yapma riski misliyle büyümüştür.  

“Gıda” insan sağlığı ile birebir ilişkili; olumlu ve olumsuz yansımaları sadece tüketildiği zaman değil, sonraki nesillerde dahi çıkabilen bir maddedir. Bu konuda görev yapmakta olan gıda mühendisleri, ziraat mühendisleri, veteriner hekimler ve daha pek çok meslek mensubunun gıda maddesi üreten orta ve küçük ölçekli işletmelerde bulundurulması zorunluluğu kaldırılmıştır. Oysa kamuda oluşturulan bir fon ile bu işletmelere uygun meslek gruplarının girmesi sağlanabilir. Tıpkı yetkilendirilmiş veteriner hekim uygulamasında olduğu gibi.  

İstihdam alanının daralması; meslek mensuplarının birbirleri ile anlamsız bir yarışa sokulmasına neden olmuştur. Bizzat kimi İl Müdürlükleri aracılığı ile “Şu meslek grubunu değil, diğerini istihdam edin. Onların odaları yok takip edemezler.” veya “Onlar daha az ücrete çalışır.” şeklinde yönlendirmeler yapılmaktadır. Gençler de; genelde bu durumun bir politika, bir niyet sorunu olduğunu görmeyerek, kişisel (ya da meslek unvanı üzerinden) mücadele ile sorunu çözebileceklerine inanmakta ve sistemin değişmesine yönelik birlikte çabalamak yerine, kıyasıya çekişmekte ve aslında bir bütünün parçaları iken, birbirlerini uzaklaştırma mücadelesine girmektedirler.  

Ülkemizde; tarla ve çiftlikteki üretim yerleri, yani birincil üretim noktaları hariç, sadece gıda sektörü kısmında yer alan ticari olarak kayıtlı işletme sayısı yaklaşık 650.000 adettir. Bu sayıya üretim yerlerinin yanı sıra, satış yerleri ve toplu tüketim yerleri de dâhildir. Ancak, kayıt dışılık hâlâ önemli boyutlardadır. Kayıt dışılıkla mücadele kazanıldığında, bu sayının daha da artacağı açıktır. Odalarından belge alarak görev yapan tüm mühendislerin (gıda, ziraat ve kimya mühendisleri toplamı)  sayısı ne kadardır dersiniz? Ne yazık ki kayıtlı işletme sayısının  %2’sini geçmemektedir. Bu sayı istihdam zorunluluğu kapsamında olanlardır… Düşük ücretle, uzun saatlerle ve vardiya usulü çalışmaya itilen, sigortası kâh işletilen, kâh işletilmeyen mühendisler…  

Yanlış nerededir? En önemli sorun, bu konuda Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın kendi koyduğu kurala inanmıyor ve görmezden geliyor oluşudur. İşte tüm bu nedenlerden dolayı, gıda mühendisleri kamuda görev yapmak ister, özel sektörden kaçar.  

Kamu sektörü… Gıdaların denetiminden sorumlu Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yukarıda söz konusu 650.000 adet işletmeyi 7.000 adet gıda denetçisi ile denetlemektedir. Öncelikle bu sayının yetersizliğini vurgulayarak başlamak lazım değerlendirmeye… Sayı olarak yetersiz olan bu 7.000 gıda denetçisi (!) içindeki gıda mühendisi sayısı 1.000 civarındadır… Yani gıda maddeleri denetimi yapanların sadece % 14’ü gıda mühendisidir. Bu da son derece yetersiz bir sayı... Gıda, Tarım, Hayvancılık Bakanlığı bünyesinde; denetim dışındaki teknik görevler de dâhil olmak üzere, var olan toplam veteriner hekim, ziraat mühendisi ve gıda mühendisi sayısı ise 2014 Kasım ayı itibariyle yaklaşık 15.500 adet ziraat mühendisi, 7.800 adet veteriner hekim ve 1.600 adet gıda mühendisidir şeklindedir. Bu sayılar üzerinden bakınca, gıda mühendisi oranı % 6’ya düşmektedir. Şüphesiz bu sayıların eşit olması beklenemez. Tarlada ve çiftlikte görev yapacak meslek grubu gıda mühendisleri değildir. Ancak gıda işletmesi sayısı, gıdaya yönelik politika oluşturma süreci, kayıt ve onay işlemleri dikkate alındığında, gıda mühendisi sayısının komik oranda olduğu da görülmektedir. İşte bu noktada ne yazık ki en basit ifade ile “sorgulanmayan alışkanlıklar”, ama daha gerçekçi olmak gerekirse “mesleki taassup” devreye girmekte. Gıda mühendisliğinin her ülkede olmayışı, aynı alanı paylaştığımız meslekler karşısında görece yeni olması, bu uygulamaları yapanların başlıca dayanakları haline gelmektedir.   

Unutulmaması gereken nokta şudur aslında: Gıdaların gereği gibi denetlenmesi ve üretilmesi ve tabii bu aşamalarda gıda mühendislerinin de yer alması, halk sağlığının olmazsa olmazlarıdır. Bundan taviz verilmemelidir. Bu nedenle de bu amaca yönelik adımlar birbiri ardına atılmalıdır. Çok zor değil. Kamu otoritesinin kendi koyduğu kuralları gereği gibi işletmesi; politikaları ve yöntemlerini katılımcı bir biçimde belirlemesi, her türlü ayrım ve taassuptan vazgeçmesi gerekiyor. Ve tabii popülist yaklaşımlar sergilememesi…  

Ancak kamu otoritesini doğru kurallar koymaya ve gereği gibi uygulamaya zorlayacak olanlar da meslek mensuplarıdır öncelikle. Gıda mühendislerinin (ve diğer tüm meslek mensuplarının) örgütlü olmaları ve hem meslektaşları ile hem de alanı paylaştıkları mesleklerle dayanışarak hak mücadelesi vermeleri gerekmektedir. Odalarına sahip çıkmaları, güçlendirmeleri, kurumsallaşmalarına katkıda bulunmaları gerekmektedir.  

O zaman gıda mühendislerinin ve diğer mesleklerin ve en önemlisi gıda güvenliği sorunlarının aşılması yönünde önemli bir aşama kat edilmiş olacaktır. 

Bu makale 4792 kez okundu

Makale Yorumları

    Makaleye Ait Yorum Bulunmamaktadır.

Yorum Yazın

CAPTCHA security code

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Yazarın Diğer Makaleleri

    Yazara Ait Başka Makale Bulunamadı.